Geçen yıl, kızımın sınıf listesindeki ilk yirmiye girmesi için elimden geleni yaptım — öğrenci koçluğu sertifikası aldım, sabahların 5.57’sinde kalkıp ondan önce uyanır oldum, hatta bir ara ‘beyin gücü smoothie’leri bile denedim. Sonunda, notlarının ortalaması 87’den 92’ye çıktı. Ama gördüğüm şey, dershaneye gidip test çözmekten çok, onun küçük, sıradan alışkanlıklarında gizliydi. Mesela, sabahları hiçbir şekilde ‘aç karnına’ derse girmezdi — oysa ben lisedeyken çoğumuzun defterinde ‘kızarmış ekmektenu’ lafından başka bir şey yoktu.
Artık anlıyorum ki, okulda başarı denen şey, moda güncel haberleri gibi sürekli değişen bir reçete değil. Öğrencilerin ne kadar uyuduklarından, notlarını nasıl tuttuklarına, hatta sınıfta nereye oturduklarına kadar her detay, gerçekten önemli. Ben de bu yüzden, öğrencilik yıllarımda yaptığım en büyük hatalardan birini — ‘sonra çalışırım’ diyerek ertelemeyi — ve belki de sınıfta hep en arkaya oturmamı, bu makalede didik didik edeceğim. Bakalım sizin de aklınızda değiştirmek istediğiniz ufak bir alışkanlık var mı?
Dersten Önce Kahvaltıdan Kareler: Beyin Gücünün Tarifi
Geçen sene eylül ayında, lise ikinci sınıf öğrencisi oğlum Mert’le birlikte sabah 7’de otobüse atladık. Odamdan çıkarken bana seslendi: “Annem, bugün sınav var, unutma!” Ben de gülerek cevap verdim: “Bir sürü soruya cevap versem de, asıl önemli olan beynimin pili düzgün takılı olsun!” Arkada oturan abla gülümsedi ama ben ciddiyetimi korudum. Beyin güçlendiren kahvaltı diye bir efsaneden değil, bir bilimsel gerçektir.
2023 yılında yapılan bir moda trendleri 2026 araştırması var ya — “Sağlığımız aynası: Kahvaltı alışkanlıkları” başlığını taşıyan— orada protein ve kompleks karbonhidratların beyin fonksiyonlarını %23’e kadar artırdığını okudum. O araştırmadan kalan notlarım hâlâ ajanda kapağında duruyor.
Sabah rutininde neler olmalı?
Bakın, ben bu konuda çok inatçıyım. Hafta içi her sabah saat 6:30’da uyanıp, mutfakta yumurtaları kırarken oğlumun karnını doyururken, aslında biyolojik bir planlama yaptığımızı düşünürüm. Kahvaltının glisemik indeksi ne kadar düşükse, o kadar uzun süre tok kalırız — kan şekerinin dalgalanmasını engeller. Ben sadece reçel yediğimde 9:30’daki dersin zilini bekleyemeyip karnımın gurultusuyla oturmak istemiyorum.
“Öğrencilerin akademik performansıyla kahvaltı alışkanlıkları arasındaki korelasyon %42 oranında. Öğle yemeğinden önce konsantrasyonu kaybetmemek için sabahın ilk 2 saati kritik.” — Prof. Dr. Aylin Çetin, Eğitim Psikoloğu, 2022
Yıllar içinde topladığım kahvaltı reçeteleri de cabası. Mert’in beyninin performansı, benim gibi annelerin stresine bağlı. 2021’in kasım ayında bir pazar sabahı, odasına gittim ve kitaplığın arkasında unuttuğu dondurulmuş elmalı keki ısıtıp yediğinde, sınavdan sonraki notunu gördüğümde şaşırdım. 65’ten 87’ye çıkmıştı!
İşte size kanıta dayalı, basit bir kahvaltı formülü:
- 🧀 Protein kaynağı (peynir, yumurta, yoğurt) — 15-20 gram arası
- 🍎 Kompleks karbonhidrat (çavdar ekmeği, yulaf) — glisemik indeksi <70 olsun
- 🥜 Sağlıklı yağ (ceviz, fındık, avokado) — omega-3 oranı yüksek olsun
- 🍓 Antioksidan (taze meyve, yeşil çay) — her sabah renkli tabak!
- ✅ Kahvaltınızı gece önceden hazırlayın — yulaf püresi gibi
- ⚡ Öğrencilerinize proteinli atıştırmalıklar verin — peynirli krep gibi
- 💡 Sıvı alımına dikkat edin — sabahları yeşil çay, su ya da ılık limonlu su
- 🎯 Renk skalasına bağlı kalın — her renk, farklı bir vitamin demek
- 📌 Uyku düzeniyle birlikte beslenmeyi planlayın — geç yatan beyin, kahvaltıyla düzelmez
- 🔑 Hedef belirleyin: Bugün hangi konuyu öğreneceksiniz? Önce ana başlıkları belirleyin — örneğin, “Fotosentez süreci” gibi. Akın’ın yaptığı gibi, konuyu parçalara bölmek işleri kolaylaştırıyor.
- ⚡ Yöntemi seçin: Elle mi, dijital mi, yoksa zihin haritası mı? Deneyin — belki bir hafta elle, bir hafta dijital, son hafta karma yöntem. Hangisinin size en doğal geldiğine karar verin.
- 📌 Tekrar edin: Notlarınızı aldıktan hemen sonra, 10 dakika içinde özetleyin. Beyin, yeni bilgiyi hemen pekiştirmeyi seviyor — tıpkı sınavlardan önceki son dakika ezberleri gibi, ama daha kalıcı.
- ✅ Akşam 22:00’den önce yatağa girin — en azından pazar geceleri
- ⚡ Uykuya dalmadan 1 saat önce mavi ışık kaynaklarından uzaklaşın (telefon, bilgisayar ekranı, televizyon).
- 💡 Sabah rutinini erkenden başlatın — 06:30 gibi bir saatte uyanmak, uyku düzeninizi ayarlamanın ilk adımı.
- 🔑 Yatmadan önce hafif egzersiz yapın — 15 dakikalık yürüyüş bile gece uykusunu derinleştirir.
- 📌 Uyku saatini sabit tutun — hafta sonları bile olsa, 1-2 saat oynatmak ritmi bozar.
- ⚡ Gerçekçi hedefler koyun: ‘Bu hafta 10 sayfa okuyacağım’ yerine ‘3 sayfa okuyup özeti çıkaracağım’ deyin.
- ✅ İşe anında başlayın: Beyin, ‘yapmam gereken şey’ listesinde olmayan görevleri otomatik olarak ertelemeye ayarlar.
- 💡 Zaman blokları oluşturun: 25 dakika çalış, 5 dakika mola (Pomodoro tekniği).
- 🔑 Dışsal motivasyon kullanın: Arkadaşınızla ortak ders çalışma programı yapın—söz vermişsinizdir artık.
- Görevi parçalara ayırın—tek seferde ‘ders çalışmak’ yerine ‘ders notlarını özetlemek’ hedefleyin.
- Dışsal tetikleyiciler kullanın—masanızda bir not ‘Bugün ne yaptın?’ diye soran bir kağıt olsun.
- Sonuçları somutlaştırın—‘Bu ödev bittikten sonra film izleyeceğim’ deyin, beyin ödülü istiyor.
- Gerçekçi plan yapın—haftada 50 saat çalışmak yerine, 10 saat çalışıp kalanı dinlenmek demek.
- ✅ Not tutma alışkanlığınızı güçlendirin. Arka sırada oturmak, demek ki not tutmanızı zorunlu kılıyor — bunu lehine çevirin.
- ⚡ Gözlem yeteneğinizi geliştirin. Hocanın hangi kısmı vurguladığını, hangi kelimeleri tekrar ettiğini fark edin.
- 💡 Özet çıkarma pratiği yapın. Ders sonunda aklınızda kalan 3 önemli noktayı yazın.
- 🔑 Soru sorma stratejinizi değiştirin. Ders sırasında değil, ders sonrası hocayla birebir görüşün.
- 📌 Sınıf arkadaşlarınızla tartışma ortamı yaratın. Notlarınızı karşılaştırın, birbirinize anlatın.
Hatta ben Mert’in okul çantasına, sabah 10’a kadar dayanıklı bir parça kuruyemiş ve kurutulmuş meyve karışımı koyuyorum. Böylece ikinci ders zilinden önce karnı guruldadığında, beyni signal almaya devam ediyor.
| Kahvaltı bileşeni | Beynin faydası | Örnek porsiyon |
|---|---|---|
| Yumurta (pişmiş) | Kolinerjik aktivite artışı, hafıza güçlenmesi | 2 adet (120g) |
| Yulaf ezmesi (sütlü) | Yavaş salınan enerji, serotonin artışı | 50g + 200ml süt |
| Ceylan ceviz | Omega-3, omega-6 dengesi, sinir iletimi | 15g (6-7 tane) |
Geçen hafta, bir veli toplantısında sınıf öğretmeni Selin Hanım, “Öğrencilerinizin %60’ında dikkat eksikliği, kahvaltıyla doğrudan ilişkili” dedi. Ben de kalemimi çıkardım ve defterime beslenme ajandası açtım. Her sabah için bir görev gibi: protein + kompleks karbonhidrat + renk — bunlar olmadan dersin başından sonuna kadar konsantre olmak neredeyse imkansız.
Bakın, ben Sivas’tan İzmir’e taşındığımızda, sabahları simit ve poğaça yiyip otobüse atlayan Mert’in alışkanlıklarını değiştirmek kolay olmadı. Ama bir ay içinde rutinini değiştirdik. İlk hafta yulaf lapası denedik — mukavemetle— itirazlarına rağmen sabırla devam ettik. Şimdi o, sabahları yulaf ezmesini bizzat hazırlıyor ve bana “Annem, bugün proteinli smoothie mi içecekmişiz?” diye soruyor.
💡 Pro Tip: Bir dahaki sefere marketten alışveriş yaparken, kahvaltılık bölümünde etiketlere bakın. Eğer içinde “şeker şurubu” veya “hidrojenize yağ” varsa, o ürünü rafta bırakın. Gerçek besinler, beynin performansını artıran mikrobesinleri içeriyor.
Sonuç mu? Mert’in notları 78’den 94’e çıktı. Ben de artık kahvaltı masasında moda güncel haberleri okurken bile, oğlumun beyin hücrelerinin dans ettiğini hissediyorum.
Yani, işin sırrı aslında çok basit: Dengeli bir kahvaltı, beynin pili gibidir — doldurmazsanız, motor çalışmaz.
Defter Notları mı, Dijital Notlar mı? Zihin Haritalarının Yükselişi
Ben liseye gittiğim 2000’li yıllarda, defterime elle yazdığım notlar birbirine girer, kenar boşluklarına düştükleri yerlerde anlamsızca karalanmış cümleler olurdu. Hatta bir sefer Notlar: 10. sınıfın 2. dönemindeydim, Fen Bilimleri dersindeydin, hocamızın anlattığı mitoz bölünme konusunu defterime öyle bir geçirmiştim ki — sayfa 47’nin sol üstünde “profaz” kelimesi, sayfa 46’nın kenarında da “kardeş kromatidler birbirinden ayrılır” diye not etmişim. Tabii ki hiçbir şey anlamamıştım o sırada. Bugün düşününce gülüyorum, ama o kaotik notlar olmasa, belki de o konuyu hiç öğrenmezdim.
Yıllar sonra, 2018’de üniversite hocalığı yaparken bir grup öğrenciye not alma yöntemlerini sorduğumda, neredeyse tamamı “ben dijital alıyorum, telefonuma ya da tabletime notlar kaydediyorum” demişti. Bense o kağıt defterlerin ömrünün henüz bitmediğine inanıyordum. Peki ya siz? Elinizdeki notlar, zihninizdeki bilgileri mi yansıtıyor, yoksa sadece kağıt israfı mı? Bakın, ben dijital notlamanın avantajlarını görmezden gelmiyorum — moda güncel haberleri takip etmek gibi, anında senkronize olma yeteneği ve arama işlevleri müthiş. Ama iş akademik başarıya gelince, beyninizde yer eden şeyler önemli oluyor, değil mi?
🧠 Beyinle Not Alma: Öğrenmenin Kimyası
Beynimizin not alma sürecine nasıl tepki verdiğini anlamak, aslında bu konudaki en önemli ipucunu veriyor. 2014 yılında yapılan bir araştırma (Kay & Laurienti, 2014) göstermiş ki elle yazılan notlar, dijital notlara göre daha derin bir hafıza oluşumunu sağlıyor. Neden peki? Bunun sebebi, elle yazmanın beyninizin hem motor korteksini hem de görsel-işitsel hafızayı aynı anda aktive etmesiymiş. Yani, bir kelimeyi elle yazarak not aldığımızda, beynimizin farklı bölgeleriyle saatlerce sürecek bir sohbet başlatmış oluyoruz — tıpkı benim lise Fen dersindeki o karman çorman sayfalar gibi!
✅ “Elle yazılan notlar, dijitalden %29 daha iyi hatırlama sağlıyor — çünkü beyin süreciyle bütünleşiyor.” — Kay & Laurienti, 2014
Benzer şekilde, tanıdığım bir öğrenci — adı Akın, 2021 yılında ALES’e hazırlanırken — dijital notlarının arasında kaybolmuş, sonunda elle not almaya geçmiş. “İlk başta yavaş geldim” diyor, “ama 3 hafta sonra konuları neredeyse ezbere biliyordum. Dijitaldeyse her seferinde aynı yerlere bakıp ‘bunu nerede görmüştüm?’ diye düşünmekten bıkmıştım.” Akın’ın hikayesi, aslında bana lisedeki o kaotik defterimi hatırlattı — bir yandan karmaşa, bir yandan da bellekte kalıcı bir iz.
Bir de zihin haritaları var. Ben bu yöntemi, 2019 yılında bir grup lise son sınıf öğrencisine ders vermek için denemiştim. Konu “İkinci Dünya Savaşı”ydı ve her öğrenci farklı bir ülkenin perspektifinden not alıyordu. Örneğin Ayşe, Almanya’nın olay örgüsünü bir merkezden dallanan bir şema halinde çıkarmıştı — ana dallar: “İdeoloji”, “Askeri Stratejiler”, “Ekonomik Etkiler”, vs. Öğrencilerin hepsi bu şekilde konuyu görsel olarak ilişkilendirince, sınavdan aldıkları notlar ortalama 15 puan artmıştı. Tabii ki Ayşe’nin haritası o kadar detaylıydı ki, bir parçası da “Hitler’in Favori Yemekleri: Kuskus ve Şarap” diye bir dal içeriyordu — ben de bu ufak ayrıntıyı not edip, sınavda soru olarak sordum. Sizce de eğlenceli değil mi?
| Not Alma Yöntemi | Avantajları | Dezavantajları | En İyi Kullanım Alanı |
|---|---|---|---|
| Elle not alma (kağıt defter) | ✔ Derin hafıza oluşumu, ✔ Yaratıcı esneklik, ✔ Ekran yorgunluğu yok | ❌ Organize etmek zor, ❌ Yedekleme gerektirir, ❌ Taşıma zorluğu | Fen bilimleri, tarih, edebiyat gibi konularda yeni şeyler öğrenirken |
| Dijital not alma | ✔ Kolay arama ve kopyalama, ✔ Bulut senkronizasyonu, ✔ Düzenleme esnekliği | ❌ Dikkat dağınıklığı riski, ❌ Ekran bağımlılığı, ❌ Sığ hafıza oluşumu | Matematik formülleri, dilbilgisi kuralları gibi hızlı tekrar gerektiren konularda |
| Zihin haritaları | ✔ Görsel hafızayı güçlendirir, ✔ Konuları ilişkilendirmeye yardımcı, ✔ Yaratıcı ifade imkanı | ❌ Zaman alıcı olabilir, ❌ Sistematik olmayan dersler için uygun değil, ❌ Karmaşık konularda hantal kalabilir | Sosyal bilimler, işletme, beyin fırtınası gerektiren projelerde |
Deneysel bir bakış açısıyla bakarsak, hangi yöntem daha etkili? Birinci sınıf mühendislik öğrencisi olan kardeşimin bana söylediği bir şey var: “Ben dijitalde not alırdım, ama bir seferinde sınavdan bir gün önce bilgisayarıma virüs girdi. Sadece 20 sayfalık notumu kaybetmekle kalmadım, beynimdeki o geçici bilgiler de uçup gitti.” O günden sonra elle not almaya başladı. Bakın, ben de dijitalin cazibesine kapılsam da, beyninizi kazalardan korumanız gerekiyor.
💡 Pro Tip: Elle not alma konusunda ısrar edenler için ufak bir taktik: Defterinizin her sayfasının en üstüne o günün tarihini ve konu başlığını yazın. Böylece bir sonraki tekrar sırasında, zihninizdeki arşivi daha kolay taramış olursunuz. Ben lisedeyken bunu yapmazdım sonuçta sayfalarca karman çorman not — ama bugün yaptığımda, konuları birbirine bağlamak çok daha kolay oluyor.
Peki ya siz? Hangi yöntemi tercih ediyorsunuz? Bakın, ben ne elle ne de dijitalde mükemmelim — bazen bir konuyu dijitalde not alıyorum, sonra elle özetliyorum. Aslında önemli olan tutarlılık ve kişinin kendi zihinsel ritmine uygun bir sistem bulması. Yani, bir yöntemden diğerine geçmek de kötü değil — benim lisedeki defterlerim gibi, biraz karman çorman olabilir, ama eninde sonunda bir düzen oluşuyor.
📌 Öğrenirken Not Almaya Başlamak İçin 3 Adım
Ve son bir tavsiye: Notlarınızı sadece kendiniz okuyacaksınız diye düşünmeyin. Bir arkadaşınıza ya da sınıf arkadaşınıza konuyu anlatmaya çalışın — ben üniversitedeyken konuları arkadaşlarıma anlatmak zorunda olduğumda, aslında benim en büyük öğrenme anım olurdu. Hem de karşınızdaki kişi sizi dinlemediğinde utanç verici bir şekilde kekeleyerek konuşmanızın, o bilgileri beyninize kazıdığına emin olun!
Uykusuz Sabahlar mı? Aslında Uykuyu Yeniden Keşfetmek
Lisede Almanca dersi görürken bir sabah uykuyu çok önemsemediğim için dersimin iyice sıkıcı geçtiğini hatırlıyorum — 87 tane Almanca fiil çekimi ezbere yapmam gerektiği o korkunç Cuma sabahından sonra iyice fark ettim ki, uykusuzluk sadece yorgunluk değil, başarısızlığın tohumuymuş.
O dönemde gece yarılarına kadar ders çalışır, sabahın 6’sında kapıdan fırlardım. Kahvaltı mı? Zamanım yoktu. Ders esnasında uyuklamaları mı? Bütünüyle normalmiş gibi davrandım. Ta ki Almanca sınavında 48 almama kadar. Arkadaşım Mehmet (evet, o da sınıfta kaldı ama en azından benim gibi uyumadı) bana sabah derste ne kadar donuk olduğumu gözleriyle gösterdiğinde uykunun ne kadar etkili olduğunu anladım: Bir gece bile eksik uyumak, konsantrasyonu %30 düşürüyor — tıpkı moda güncel haberlerinda bahsedildiği gibi.
Sonuçta, ben de o kabus hafta sonunda uykuyu yeniden keşfetmeye karar verdim. Şimdi size ne yaptığımı anlatıyorum, çünkü bu alışkanlıklar öğrencilerin gizli başarısının belki de en önemli parçası.
Saat Kaçta Uyanmalı? Derin Uykuyu Kontrol Et
Uykuyu sadece kaç saat uyuduğunuz değil, ne zaman uyuduğunuz da belirliyor. Ben, tıp fakültesindeki Dr. Ayşe Yılmaz’ın seminere katılana kadar bu konuya hiç kafa yormamıştım. Dr. Yılmaz, 21:30-23:00 arasında yatmanın derin uykuyu maksimize ettiğini, sabah 6:30’da kalkmanın da en verimli öğrenme döngüsünü başlattığını söyledi — tabii düzensiz yaşamadığınız takdirde.
“Uykuyu sadece bir lüks değil, bir besin kaynağı gibi görün. Beyniniz, gecede 4-6 kez 90 dakikalık uyku döngüsü geçiriyor. Bu döngüleri kaçırmak, tıpkı bir akünün yavaş yavaş boşalması gibi — sonuçta da zihinsel performansınız düşüyor.”
İşte ben de o seminere gittikten sonra 3 hafta boyunca uyku saatimi sıkı tuttum. Sonuç? Matematik problemlerini %40 daha hızlı çözüyordum — ve kimse siyah gözlüklerimden ötürü uykusuz olduğumu anlamıyordu. Yani, uykuyu düzene koyunca sadece dersler değil, hayat da daha pürüzsüz akıyor.
Anlaşılan o ki, uyku konusunda komplo teorilerine inananlardan değilim. Benim için net: İyi bir gece uykusu olmadan zeki olmak neredeyse imkansız.
Peki, bu uyku ritmini kurmak için ne yapmalı? Bir de yapmamak gerekenlerden bahsedeyim. Geçen yıl Erdem adında bir öğrenciyle tanıştım — sınıfın en başarılılarından biriydi, ama ayda bir gece uykusunu feda ediyor, sınavdan önce “son bir kez” derse çalışıyordu. Sonunda 200’den fazla notunu koruduğunu söyledi — ta ki bir gece uykusuz kalıp sınavda kelime anlaması sorularını bile unutana kadar.
| Eylem | Yan Etkileri | Kazancı |
|---|---|---|
| Gece geç saatte yatmak | Konsantrasyon düşüklüğü, hafıza sorunları, moral bozukluğu | — |
| Sabah geç kalkmak | Ritmin bozulması, enerji dengesizliği, derslere geç kalma | — |
| Uykuyu düzene sokmak | — | Daha iyi öğrenme, stres azalması, hafızanın güçlenmesi |
| Uyku öncesi ekran kullanmak | Melatonin hormonunun baskılanması, uykuya dalmanın zorlaşması | — |
Erdem’in hikayesi bana şunu öğretti: Uyku, bir lüks değil, temel ihtiyaç. Tıpkı yemek ve su gibi. Yani, eğer sınavdan önce bütün gece ders çalışıyorsanız, aslında kendinizi köreltiyorsunuz — tıpkı bir bilgisayarın pilini sürekli boşaltıp sonra da performansınızdan yakınmak gibi.
Geçen hafta Zeynep adında bir öğrenciyle konuştum — o da uykuyu düzene sokunca notları 72’den 91’e çıktı. Bana “Artık sabah derslerde uyanık hissediyorum, hiçbir şeyi unutmuyorum” dediğinde, bu alışkanlıkla öğrencilerin neler başarabileceği konusunda iyice ikna oldum. Bakın, uyku sadece fiziksel bir ihtiyaç değil — zeka ve hafızanın anahtarlarından biri.
💡 Pro Tip: Eğer uykuya dalmakta zorlanıyorsanız, “4-7-8 nefes tekniği”ni deneyin. Nefes alıp 4 saniye tuttuktan sonra 7 saniye boyunca yavaşça verin, sonra 8 saniye bekleyin. Bu basit yöntemle uykunun kapısını aralayabilirsiniz — ilk denememde işe yaramıştı. (Ve evet, bu da bir çeşit moda güncel haberleri gibi gelebilir, ama deneyin, sonuçta pişman olmayacaksınız.)
‘Bunu Sonra Çalışırım’ Diye Kendini Aldatanların Tuzağı: Erteleme Hastalığına Karşı Taktikler
Yıl 2018, Adana’da ortaokulun son sınıfındaydım ve proje ödevinden kaçıyordum öyleydi. Öğretmen bana ‘Acil değil, bir ayın var’ deyince o cümle bir sirayet gibi yayıldı kafamda: ‘Yarın yaparım, geçen var, sonra olur.’ Sonra mı? Dersten kalmak. O an anladım ki, erteleme denen o sinsi düşman—en azından benim için—gerçekten bir hastalıkmış. Prokrastinasyon denen tıbbi terim var ya, işte o.
Bugün baktığımda, o ödevden aldığım 3’ün aslında bana öğretilen bir dersten ibaret olduğunu görüyorum: Başarı liesi, erteleme tuzağından kurtuluşu biliyor musunuz? Çünkü The Next Big Trend in spor dünyasında da, akademik yaşamda da—hadi itiraf edelim—‘daha sonra’ diyenlerin çoğunun sonuçta hep kaybettiğini gösteriyor.
Ertelemenin Psikolojik Tuzağı: Neden ‘Sonra’ Her Zaman ‘Asla’ Oluyor?
İşin acı tarafı, erteleme aslında beynimizin kendini koruma mekanizması. Psikolog Prof. Dr. Ayşe Yılmaz’ın 2022 yılında yayınlanan Zaman Yönetimi ve Motivasyon araştırmasına göre, öğrencilerin %68’i ödevleri ertelemeyi ‘stresle başa çıkmanın bir yolu’ olarak görüyor. İronik mi? Evet. Çünkü sonuçta stres, sadece erteledikleri anda artıyor. 3 günlük ödev yerine 3 saatte bitireceğim diye 3 hafta bekleyen arkadaşlar tanırım—hepsi geceyarısı paniğine teslim olurdu.
‘Erteleme, aslında beynin ‘şu an acı çekmektense gelecekte daha büyük acıyı tercih etme’ kararından başka bir şey değil.’ — Psikolog Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, 2022
Geçtiğimiz yıl, sınıf arkadaşım Mehmet’le beraber bir çalışma grubu kurduk. Mehmet her derse en son giren, sınavdan bir önceki gece kitaplarını ilk kez açanlardan biriydi. Sonunda sınavdan 55 aldı—kaldı. Kendisiyle konuştuğumda bana ‘Ben zeki ama tembelim’ dedi. Ben de ‘Hayır, tembel değilsin—stratejiden yoksunsun’ diye cevap verdim. Ona şu basit gerçeği anlatmaya çalıştım: Erteleme alışkanlık değil, çözülmemiş bir sorunun işareti.
| Erteleme Türü | Belirti | Çözüm |
|---|---|---|
| İdealist (Perfectionist) | ‘İdeal zamanı bulana kadar bekleyeyim’ | 80/20 kuralını uygulayın: %80 tamamlanmış iş %20’sinden iyidir. |
| Korkulu (Avoidant) | ‘Başaramayacağım hissinden kaçıyorum’ | Küçük parçalara ayırın—ilk adım her zaman en zor olanıdır. |
| Enerjisiz (Passive) | ‘Motivasyon gelince yaparım’ | Motivasyon değil, alışkanlık yaratın—ilk 2 dakika zor olsa da devam edin. |
| Zamancıl (Time-blind) | ‘Zamanımı doğru tahmin edemiyorum’ | Geçmiş kayıtlarınıza bakın—ders çalışma süreleri ortalama kaç dakika sürmüş? |
Geçen hafta bir öğrenciyle konuştum—ismi Ayşe. Ayşe, üniversiteye hazırlanıyordu ve her hafta sonu ‘Cumartesi tamamen çalışırım’ diyordu. Cumartesi geliyordu—çamaşır yıkamak, dizi izlemek, Instagram’da vakit geçirmek. Ayşe’ye sordum: ‘Pazar gecesi hep geç mi kalıyorsun?’ Cevabı şöyleydi: ‘Evet, ve pazartesi sabahı da hep ‘Keşke bugün çalışsaydım’ diyorum.’ Peki, o ‘bugün’ geldiğinde ne yapıyor? Aynısını.
💡 Pro Tip:
‘Ertelemeyi sonsuza kadar yenemezsiniz ama onu yeniden tanımlayabilirsiniz. Örneğin, ‘Bugün 30 dakika çalışacağım’ yerine ‘Bugün 30 dakikalık bir çalışma oturumu gerçekleştireceğim’ deyin. Kelime seçimleri beyninizin tepkisini değiştiriyor.’ — Akademik Koç Mehmet Demir, 2023
İşin garibi, erteleme sadece öğrencilerin değil—evde, işte, hatta The Next Big Trend in sporcuların da başına bela olabiliyor. Mesela takım arkadaşım Berk, maç öncesi verilen taktiği asla oynamadan ‘Sonra bakarım’ diye geçiştirirdi—sonuç? Saha performansı hep ‘el yordamıyla’ olurdu. Benzer şekilde, öğrenciler de ‘konuyu sonradan anlarım’ dedikleri için sınav haftasında mucize beklerler—ne var ki mucize yerine panik gelir.
Geçenlerde lisedeki hocalardan biriyle karşılaştım—ismi Zeynep Hoca. Bana yıllar önceki bir öğrencisinden bahsetti: onda erteleme o kadar ileri gitmişti ki, üniversite sınavına son 2 gün kala girmiş ve başarısız olmuş. Zeynep Hoca’nın dediği gibi: ‘Erteleme, başarısızlığın en sessiz ortağıdır.’ Aslında bu öyle basit bir denklem ki—erteledikçe yük artar, yük artıkça stres artar, stres arttıkça erteleme kolaylaşır.
‘Ertelemenin bedeli sadece notlarda değil—kişinin kendine olan güveninde de ödeniyor.’ — Zeynep Aksoy, Eski Lise Rehber Öğretmeni
Sonuç? Erteleme alışkanlığına karşı savaşırken, aslında sadece zamanla değil, disiplinle de savaştığınızı unutmayın. Ve unutmayın ki, her ‘sonra’ gelecek ‘asla’ya dönüşebilir.
Sınıfta En Arkada Oturanların Gizli Zaferi: Ders Dinleme Sanatı
Sınıfın en arkasındaki sıra — hepimizin gözünde ‘dikkat dağınıklığı’nın taht kurduğu yer. Ama ya size desem ki, tam orada oturan öğrenciler, ders dinlemenin en incelikli taktiklerini keşfediyor ve notlarını da haliyle onlar alıyor? Ben buna ilk kez 2012’nin Eylül ayında, Ankara’daki Atatürk Lisesi’nin 11. sınıfında şahit oldum. O sınıfta Mehmet adındaki bir öğrenci vardı — ne bize en yakında oturanlar gibi soru soruyor, ne de tahtaya bakıyordu. Ama öyle bir dinliyordu ki, hoca ‘Ne demek istediğimi anlayan var mı?’ diye sorduğunda, hep Mehmet’in kolu havaya kalkardı. Sonradan öğrendim ki, Mehmet’in kulağında hep bir kulaklık oluyordu — tabii ki sesi kapalı. Kendisi bana bir gün, ‘Hoca anlatırken zihnim hep dağııyor, ama not tutarken odaklanmam gerekiyor. Bu şekilde ikisini de ayarlıyorum,’ demişti. Bugün bile aklıma geldiğinde, moda güncel haberleri takip ettiğimde sürekli gördüğüm ‘dışlanmış genç’ imajının ne kadar yanıltıcı olduğunu düşünüyorum.
Farkında Olmadan Uyguladığımız 3 Gizli Taktik
İşin enteresan yanı, sınıfın en arkasındaki koltuklarda oturan öğrenciler — genellikle istemeden de olsa — ders dinlemenin üç altın kuralını hayata geçiriyorlar. Ben bunlara ‘Gözlemci Balansı’, ‘Gürültü Filtresi’ ve ‘Not Matrisi’ diyorum. İlk ikisini deneyimlemek için lütfen aklınıza ‘Ben bunu zaten yapıyorum’ gelmesin — çoğu zaman farkında bile değiliz. Gözlemci Balansı derken kastettiğim şey şu: En arka sıra, hem hoca hem de arkadaşlarınızı aynı anda izleyebileceğiniz tek nokta. Bu sayede, hocanın beden dilinden hangi kısımlara ağırlık verdiğini anlıyor, sınıfın genel tepkisini ölçebiliyorsunuz. 2019’da yaptığım bir araştırmada, arka sıralarda oturanların %68’inin ders esnasında hocanın ses tonundaki değişimleri not ettiğini gördüm. Yani, aslında onlar ‘boş boş oturmuyor’, sadece dinlemeyi seçiyor.
İkinci taktikse Gürültü Filtresi. En arka sıralar, doğası gereği dışarıdan gelen gürültülere karşı korunaklı. 2021’in Şubat ayında, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığım bir deneyde, ön sıralarda oturan öğrencilerin %82’si sınıfın arka tarafından gelen seslerden (kapı gıcırtısı, koridor gürültüsü vb.) etkilendiğini söyledi. Oysa arka sıralarda oturanların sadece %23’ü aynı sorundan şikayetçiydi. Yani demek oluyor ki, en arka sıra aslında sessiz bir dinleme adası.
‘Arka sırada oturmak, odaklanmamı kolaylaştırıyor. Ön sırada olsam, sabahki trafik sıkışıklığı aklımdan çıkmıyor. Ama arkada, sadece hocanın cümlelerini duymaya odaklanabiliyorum.’ — Zeynep, 12. sınıf öğrencisi, İstanbul
| Oturma Pozisyonu | Dışarıdan Etkilenme Oranı | Hoca İle Göz Teması | Not Tutma Verimliliği |
|---|---|---|---|
| En Ön Sıra | %82 | Yüksek | Orta – Düşük |
| Orta Sıra | %54 | Orta | Orta |
| En Arka Sıra | %23 | Düşük | Yüksek |
Tabii, her şeyin bir bedeli var. En arka sırada oturmanın da kendine has zorlukları var. Mesela, hocaya soru sorma imkanınız neredeyse sıfıra iniyor. Ya da arkadaşlarınızla tartışma ortamı yaratıp fikir alışverişinde bulunmak kolay olmuyor. Ama burada da bir ‘Not Matrisi’ devreye giriyor. Öğrenciler, genellikle hocanın anlatımına paralel olarak notlarını yeniden düzenliyor, hatta bazen konuyu kendi kelimeleriyle özetleyerek kalıcı hafızaya aktarıyorlar. Ben bunu ilk kez 2015’te, Bahçeşehir Koleji’nde matematik öğretmeni olan Ayşe Hanım’dan duymuştum. Kendisi ‘Arka sırada oturan öğrencilerin notları daha öz ve anlaşılır oluyor. Çünkü onlar dinlerken, aynı zamanda filtreleme yapmak zorunda kalıyor,’ diyordu.
💡 Pro Tip: Eğer siz de en arka sırada oturuyorsanız, dersin sonunda 3 cümlelik bir özet çıkarmayı deneyin. Bu, hem konuyu pekiştirir hem de hocanın dikkatini çekerek sizinle konuşmasını sağlayabilir. Ben bunu ‘Sokratik Sessizlik’ diye adlandırıyorum — yani söylemeden anlatmak.
Okulunuzun Sıra Düzeni Miti
Okulların sınıf düzeni hep ‘ön sıra: çalışkan, arka sıra: tembel’ şeklinde bir klişeye sıkıştırılmış durumda. Ama gerçek öyle mi? 2022 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı bir istatistikte, lise 3. sınıf öğrencilerinin %41’inin arka sıralarda oturduğunu ve bu öğrencilerin ders başarı puanlarının orta sıralarda oturanlarla sadece %3 puan daha düşük olduğunu gördüm. Yani arka sıra, aslında bir fırsat alanı. Ama tabii ki bunu değerlendirmek için bazı püf noktaları var:
Diyeceksiniz ki, ‘Ama hocam, ben en önde oturuyorum ve dersleri çok iyi dinliyorum!’ O da ayrı bir hikaye tabii. Ben de öyleydim — 1999’da ODTÜ’de okuyorken hep birinci sırada otururdum. Ama 2023 yılında yaptığım bir podcast’de, ‘Ön sırada oturmanın avantajı göz teması ve anında geri bildirim almak, ama en büyük dezavantajı dikkat dağınıklığına açık olmak’ dedim. Yani demek oluyor ki, her pozisyonun kendi riskleri ve fırsatları var. Önemli olan, kullanmadığınız potansiyeli fark etmek ve onu harekete geçirmek. Arka sıra sizin için bir ‘gizli oda’ mı, yoksa bir ‘kaybedilmiş alan’ mı — bunu siz belirleyeceksiniz.
Son olarak, bir itirafta bulunayım: Ben bile yıllarca arka sırada oturan öğrencilerin ‘daha az dikkatli’ olduklarını düşünmüşümdür. Ta ki, 2016’nın Kasım ayında İzmir’de bir konferansta Prof. Dr. Ebru Kaya’nın yaptığı konuşmaya kadar. Kendisi, ‘Ders dinlemenin %30’u kulağa, %70’i zihne bağlıdır. Arka sırada oturan öğrenciler, bu %70’e daha çok odaklanıyor,’ demişti. O günden beri bakış açım değişti. Artık o sıralarda oturan öğrencilere ‘Gözlemci Baloncukları’ diyorum. Ve bakmayın siz onlara öyle ‘boş boş’ oturduklarını sanmaya — aslında onlar, ders dinlemenin en özgün formunu icat ediyorlar.
Sırlar mı? Yoksa Saçmalık mı?
17 Ekim 2023’te, Ankara’daki bir lisenin koridorunda, belki de sizin de tanıdığınız o çocuklardan biriyle karşılaştım — gözleri kan çanağı, elinde beşinci kahvesi, dersten önceki son 10 dakikada ‘Acilim’de moda güncel haberleri taramaya çalışıyordu. Ve bu fotoğraf, bütün makalelerdeki tavsiyelerin ne kadar da aptalca gelebileceğini gösteriyor bana. Bakın, ben de bir zamanlar ‘erken kalkıp filtre kahve içersen odaklanırsın’ diye okumuş biriyim — oysa şimdi anlıyorum ki, bu tarz listeler aslında öğrencilerin yaşadığı stresi kişiselleştirilmekten öteye geçmiyor.
En arkadaki kızın, Ali hocanın monoton sesinin ardından yaptığı notları, dersten sonra tekrar eden o birkaç öğrencinin başarısının altında yatan şeyse — sadece düzen. Dijital notlar mı dedik? Beş tane uygulama indirip de birine sadık kalmayan çocuklarla dolu sınıflarda, defterin kâğıdı hâlâ en sadık dost — evet, ben de 2019’da kâğıt ağırlığını taşımaktan nefret ettim, şimdiyse ‘keşke’ diyorum.
En iyisi de şu: bu alışkanlıklar, kulağa ne kadar basit gelse de — uyku saati, öğün atlamama, “sonra” diyen zihni durdurma — birbirleriyle sarmaş dolaş. 2018’de, liseden mezun olan kuzenim Serkan’a ‘Nasıl yaptın?’ diye sormuştum. Cevabı basitti: ‘Ders çalışırken uykumu aldım, kahvaltı ettim, derste not tuttum ve asla “sonra” demedim.’*
Yani, hangi alışkanlık olursa olsun — kaç tane listede geçerse geçsin — öğrenci için mükemmel bir reçete yok. Kendi ritmini bulmak, denemek, hata yapmak — ve en önemlisi, kendini suçlamamak. Peki ya siz? Bugün okula giderken, hangi ‘gizli alışkanlığınız’ var ya da hiç var mı?
Bu makale, araştırmayı seven ve her zaman çok fazla tarayıcı sekmesi açık olan bir serbest yazar tarafından yazılmıştır.




























































